Karanlıkta en zayıf mumun ışığı bile kendini gösterir; gündüzün parıltısında belli belirsiz varolan ışık kaynakları artık daha da görünür hale gelecek, ve şimdi ışığın etrafında toplanma zamanı. Işığı paylaşarak ateşlemenin ve büyütmenin zamanı…
Hesaba ve lineer zaman çizgisi referansına dayalı işleyen zihnimiz belirsizliklerle dolu bir ortamda iyiden iyiye şaşıracaktır ve bizler mecburen içgüdülerimizle hareket etmeye daha yatkın hale geleceğiz. Zaten evrimin amacı da bu değil mi? Beynimizi gerektiği kadar (hesaplama ve karşılaştırmalar için) kullanıp insan olma deneyimini içgüdülerimizin rehberliğinde yaşamak… İçgüdü sevgiden kıvılcımlanır; sevginin mıknatısa benzer yapısı, bizi her zaman en doğruya (bize göre doğru) çeker.
İnsanoğlu yolunu kaybettiyse, sevgiden dolayı değil, açgözlülüğünden dolayı kaybetti. Sevmediğinden ve/veya bulamadığından değil, miktar hesabı yaptığından kaybetti. Fakat Evren’de doğrular veya yanlışlar yok, bireye “göre” olanlar var. Bu göreceli dualite (adı üstünde) deneyiminde yol bulmak için kaybetmek gerekiyordu ve öyle de oldu. Fakat yanlış yol bile her zaman doğru yol oldu çünkü ırmak her zaman okyanusa akar bu Evren’de.
Maya Takviminin en güzel yanı da bu ırmağın kıvrımlarını bize gösteriyor olması. Yolumuzu kaybedeceğimiz zamanı bile algılayabiliyoruz mekanizmayı anladığımızda. Fraktal yapıyı görüyor, iniş çıkışları seziyoruz. Ve Maya Takvimi hiçbir şekilde tüm olanı biteni tek bir günle kısıtlamıyor, tek bir gün hedefini ana konu haline getirmiyor.
Konu, deneyimin kıvrımlarında bilinç olarak hangi sıçramalardan geçeceğimiz ve sonuç olarak ne derecede yükselmiş bir bilinç haline geleceğimiz; takvim bunun altını çiziyor.
Ersin Koç
9 Kasım / 10 ik(fırtına)

Yorumlar
Powered by Facebook Comments